İşitme Kaybının İletişim Üzerindeki Etkileri

İşitme Kaybının İletişim Üzerindeki Etkileri

16-45 dB Çok Hafif Derecede İşitme Kaybı

  • Herhangi bir işitme testi yapılmadıkça zor fark edilir.
  • Mesafeli ve fısıltılı konuşmayı anlamada sorun vardır.
  • İşitme kaybı, çocuğun grup içinde yetersiz görünmesine ve kendine olan güvenini kaybetmesine neden olur.
  • 30 dB’lik işitme kaybı olan bir çocuk konuşma seslerinin %25-40’ını anlayamaz.
  • Okulda yaşanan işitme sorunu sınıftaki gürültü düzeyi, öğretmenin öğrenci ile arasındaki mesafe ve işitme kaybının hangi frekanslarda olduğuna göre değişir.
  • 35-40 dB’lik işitme kaybı olan çocuk, özellikle seslerin zayıf ya da konuşmacının görüş hizasında olmadığı durumlarda, sınıf içi konuşmaların en az yarısını kaçırır.
  • İşitme kaybı olan çocuklar, sınıf içinde “dikkatsiz”, “istediği zaman duyan” çocuklar olarak tanımlanırlar.
  • Bu çocuklar, dinleme gerektiren durumlarda daha çok efor harcamakta ve daha çabuk yorulmaktadırlar.

41-55 dB Hafif Derecede İşitme Kaybı

  • Dil gelişimi ve anlama yetersizdir.
  • Çocuk kendi sesini duyarak kontrol edemediği için, sesin kalitesi ve konuşma bozulmuştur.
  • 50 dB’lik işitme kaybı olan çocuk, işitme cihazı olmadan, konuşmaların %80-100’ünü anlamaz.

56-71 dB Orta Derecede İşitme Kaybı

  • 55 dB’lik işitme kaybı olan çocuk, işitme cihazı olmadan konuşmaların tamamına yakınını anlamaz.
  • Okulda bireysel veya grup iletişimi gerektiren durumlarda belirgin zorluk çeker.
  • Dil gelişiminde ve anlamada gecikme, kısıtlı kelime hazinesi vardır.
  • Konuşmanın anlaşılırlığında ve ses kalitesinde azalma görülür.
  • Çocukta kendine güvenin azalmasına ve dışlanma hissine neden olabilir.

İleri Derecede İşitme Kaybı

  • İşitme cihazı olmadan sadece şiddetli sesi duyabilir.
  • Uygun işitme cihazı ile çevresel sesleri ve konuşma seslerini fark edebilir.
  • İşitme kaybı bir yaşından önce olmuş ise, dil ve konuşma kendiliğinden gelişmez veya ileri derecede gecikir.
  • İşitme kaybı yakın bir zamanda olmuşsa, konuşma önemli oranda bozulur.
  • Belirgin öğrenme güçlüğü, kısıtlı kelime hazinesi vardır.
  • Çocuk, kendisiyle aynı durumda olan çocuklarla arkadaşlık yapmayı tercih eder.

91 dB ve üzeri Çok İleri Derecede İşitme Kaybı

  • Sesten çok titreşimleri fark ederler.
  • İletişimde işitmeden çok görmeyi kullanırlar.
  • Sesleri fark etmeleri işitme kaybının konfigürasyonuna ve kullanılan işitme cihazına bağlıdır.
  • Dil ve konuşma kendiliğinden gelişmez.
  • İşitme kaybı yakın bir zamanda olmuşsa, konuşma hızlı bozulur.

İşitme Kaybında Uygulanan Yöntemler ve Okula Yönelik Öneriler

16-45 dB Çok Hafif Derecede İşitme Kaybı

  • Sınıf içinde uygun oturma düzeni sağlanmalıdır.
  • Sınıf ortamı çok gürültülü veya yankılı ise, işitme cihazı ve yardımcı işitme cihazı (FM sistem) önerilebilir.
  • Eğer uzman gerekli görürse, işitme kaybının konfigürasyonuna uygun işitme cihazı önerilebilir.
  • Sınıf öğretmeni, işitme kaybının dil gelişimi ve öğrenme üzerine etkileri konusunda bilgilendirilmelidir.

41-55 dB Hafif Derecede İşitme Kaybı

  • Sınıf içinde uygun oturma ve ışık düzeni sağlanmalıdır.
  • Özel eğitim ve dil gelişimi açısından değerlendirilmek üzere uygun merkezlere yönlendirilmelidir.
  • İşitme cihazından yararlanırlar.
  • Gerekli görülürse yardımcı işitme cihazı da önerilir.
  • İşitsel becerilerin geliştirilmesi gerekir.
  • Dil ve kelime dağarcığı gelişimi uygun merkezler tarafından izlenmelidir.
  • Özel eğitim, konuşmayı okuma ve konuşma terapisi gerekebilir.
  • Sınıf öğretmeni, işitme kaybının dil gelişimi ve öğrenme üzerine etkileri konusunda bilgilendirilmelidir.
  • İşitme cihazı ve yardımcı işitme cihazı (FM sistem) uygulaması gerekir.
  • Dil gelişimi ve eğitimsel izlem için uygun olan özel eğitim merkezlerine yönlendirilmelidir.
  • İşitsel becerilerin gelişimini destekleyen özel eğitim programı ve konuşma terapisi gereklidir.
  • Sınıf öğretmeni, işitme kaybının dil gelişimi ve öğrenme üzerine etkileri konusunda bilgilendirilmelidir.

56-70 dB Orta Derecede İşitme Kaybı

  • İşitme cihazı ve yardımcı işitme cihazı (FM sistem) uygulaması gerekir.
  • Çocuğun dil gelişimine uygun özel eğitim veya özel sınıf gereklidir.
  • İşitsel becerilerin gelişimini destekleyen özel eğitim programı ve konuşma terapisi gereklidir.
  • Sınıf öğretmeni, işitme kaybının dil gelişimi ve öğrenme üzerine etkileri konusunda bilgilendirilmelidir.

71-90 dB İleri Derecede İşitme Kaybı

  • İşitme cihazı ve yardımcı işitme cihazı (FM sistem) uygulaması gerekir.
  • Gerekli durumlarda koklear implant için aday olabilirler.
  • Tam-gün özel eğitim gerekir.
  • Özel eğitim programlarında ağırlıklı olarak tüm dil becerileri, kavram gelişimi alanları desteklenmelidir.
  • Konuşma terapisi ve dudaktan okuma eğitimi verilmelidir.
  • Özel eğitim uzmanlarının denetiminde, bireysel ve grup eğitimi almalıdır. Çocuğun gelişimine uygun olarak entegrasyon programlarına dahil edilmelidir.

91 dB ve üzeri Çok İleri Derecede İşitme Kaybı

  • Koklear implant için aday olabilirler.
  • Özel eğitim programlarında ağırlıklı olarak tüm dil becerileri, kavram gelişimi alanları desteklenmelidir.
  • Konuşma terapisi ve dudaktan okuma eğitimi verilmelidir.
  • Özel eğitim uzmanlarının denetimi altında, bireysel ve grup eğitimi almalıdır.
  • İletim becerilerini kazanabilmesi için total iletişim yöntemleri (işitsel bilginin yanı sıra dudaktan okuma, konuşmayı okuma, gerekli durumlarda işaret dilinin kullanılması) kullanılmalıdır.

İşitme Kaybının İşitme Engelli Bireyler Üzerindeki Psikolojik Etkileri

İşitme engelli çocuklar ve yetişkinlerin psikososyal fonksiyonlarıyla ilgili birçok araştırma yapılmıştır. İşitme kaybının dil becerileri üzerindeki yıkıcı etkisi ve iletişim kurmaktaki zorlukları yüzünden işitme engelli çocuğun veya yetişkinin bu engelinden dolayı gelişim alanlarının herhangi birinden veya birkaçından olumsuz yönde etkilenmesi kaçınılmaz görünür.

Bir bebeğin öncelikli ve en önemli ihtiyaçlarından biri güven duygusudur. Ama bu ihtiyaç işitme engelli bir bebekte bunu sağlamak çok kolay olmaz; en iyi ihtimalle işitme engeli biliniyorsa farklı yollarla bu güven sağlanmaya çalışılır. Ama çıngırağıyla oynarken çıkan sesi duymaması veya bir şeyden korkup telaşlandığında annesinin rahatlatıcı sesini duyamamasını başka hiçbir yol telafi edemez.

Oku lçağına gelen işitme engelli bir çocuğun karşılaşacağı en büyük iki problem eğitimine nasıl başlayacağı ve devam edeceği ile normal işiten yaşıtlarıyla entegrasyonudur. Sınıftaki öğretmen müfredatı uygularken engelli çocuğun bu hıza ayak uydurup uyduramayacağı,sınıftaki diğer çocukların işitme engelli arkadaşlarına tepkisinin nasıl olacağı büyük birer problemdir.

Ergenlik dönemine gelince işler biraz daha karışabilir. Ergenlik hiçbir zaman kolay bir dönem olmamıştır. Hele de işitme engelli, konuşamayan ya da yeterli dil becerilerine sahip olmayan bir çocuk için bu geçiş dönemini atlatmak daha sıkıntılı olacaktır. Okulu bırakma oranı bu dönemde işitme engelli çocuklarda daha sık görülür. Ayrıca işitme engelli adölesanlarda bu dönemde sadece sosyal, duygusal, linguistik veya eğitsel problemler değil ses problemleri de görülebilir.

Erişkinler için de durum pek farklı değildir. Eğer bireyin doğuştan gelen veya erken dönemde oluşan bir işitme engelli varsa yukarıda saydığımız problemleri yaşayarak belli bir yaşa gelmiş olacaktır. Ve eğer problemlerine çözüm getirilememiş ise bu sorunlar katlanarak devam edecektir. Sonradan işitme kaybına uğrayan bir yetişkin için de durum oldukça zordur.Birden doğduğu,yetiştiğ,konuşulan bir çevreden farklı bir çevreye geçiş yapmıştır. Gitgide toplumdan uzaklaşır ve içine kapanır. Kendini izole eder.

İşitme kaybının çocukların kognitif, linguistik ve eğitimsel gelişimlerine olan etkileri geçmiş yıllarda kapsamlı şekilde araştırılmıştır. Bu araştırmalar sonucunda işitme engelinin sosyokültürel görünümü daha zor anlaşılır olmuştur. Çünkü işitme kaybının sosyal sonuçları,medikal etkilerinden daha ağır basmaktadır. Araştırmaların belirttiğine göre,işitme engelini daha iyi anlayabilmek için olaya fiziksel bir angelden çok sosyal bir dezavantaj olarak bakmak gerektiğidir. (Jamieson, 1994). İşitme engelli çocuklar,cihaz veya implant taktıkları için ebeveynleri,yaşıtları ve diğer yetişkinler tarafından “işiten dünyada içindeki yabancılar” olarak görülürler.

Birçok işitme engelli çocuk normal işiten,işitme engeli teşhisiyle travmatize olmuş bir aileye dünyaya gelir. Sıklıkla bu ebeveynler çocuğun engelini kabullenmeden önce çocuk cihazlandırılır.

Cihaz kullanımına dikkat edilmesi gereken teorik safhada,birçok aile daha durumu duygusal olarak kabullenememiş olur. İşitme cihazları,çocuğun mükemmel olmadığının görsel,somut birer kanıtıdır. Bazen ailelerin bu durumu kendilerine ve etraflarındaki başka insanlara kabullendirmesi aylar hatta yıllar alabilir.

Gözlük camlarının aksine,işitme cihazları takan kişi için daha ağır bir damgalamadır (Goffman,1963; Danhauer et el., 1985). Tate (1994) ye göre işitme cihazı takan işitme engelli bireyler, asosyalize iletişim problemleri yüzünden genellikle zeka problemi varmış gibi davranılırlar. Ross (1996) işitme engelli çocukların toplumdaki diğer normal çocuklardan farklı görünmesine sebep olarak işitme cihazlarını göstermiştir.

İşitme engelli populasyon, her ne kadar toplumda çok göze batan aykırı bir grup olmasa da çok hafiften çok ileri dereceye kadar kaybı olanlarda sınırlı bir entellektüel kapasite mevcuttur. İşitme cihazının dışsal görünümü “aptal değil, işitme engelli” sloganını yansıtsa da işitme cihazının faydalı kullanımı diğer insanların bakış açısıyla orantılıdır. Brooks (1989), yetişkinlerin işitme cihazı kullanımının başarı oranının, işitme engeline ve işitme cihazlarına bakış açısına bağlı olduğunu belirtmiştir. Motivasyonel faktörler, odyolojik faktörler kadar önemlidir. İşitme engelli birey cihazlanmadan önce cihaz kullanımının önemini ve cihaza olan ihtiyacını fark etmelidir.

Binaural işitme kaybında takılan iki cihaz,normal populasyonun yanı sıra işitme engelli populasyonda bile iki kat engel olarak algılanır.

Gelişen teknolojiyle değişen ve boyutlarında küçülme meydana gelen işitme cihazlarına rağmen Brooks ve Johnson ‘ın 1981′de 300 yetişkin işitme cihazı kullanıcısıyla yaptığı çalışma,bu bireylerin %25 inin kulak arkası cihazları bile “görüntü olarak kabul edilemez” olarak belirttiğini vurgulamıştır.

Yapılan çalışmalar, işitme cihazı ne kadar görünür olmasa da cihaz takan kişinin diğer alanlarda da damgalandığını göstermiştir. Bu alanların içine zeka,kişilik veya sosyal beceriler de dahil olabilir ama rahatsızlık veren durum,işitme cihazı kullanıcısının sosyal,sosyoekonomik statü ve başarısının olumsuz düşüncelerle etkilenmesidir. Tate (1994) birçok insanın daha az fark edilir cihazlar takmayı tercih ettiğini belirtmiştir. Buna ek olarak Brooks (1989)’da daha küçük kulak arkası cihazların diğer insanlar tarafından daha kabullenilir olduğunu, bundan dolayı cihazı takan kişinin daha az damgalandığını vurgulamıştır.

İşitme cihazlarının kabullenilebilirliğini arttırma çalışmaları, akustik özellikleri geliştirme yanında çalışılan bir durumdur. Hem çocuklarla hem de yetişkinlerle çalışan birçok odyolog cihazın minyatürizasyonunun önemini fark etmişlerdir (Danhauer et al., 1980; Brooks, 1989; Smith, 1997; Green, 1999).

Çocuklarla çalışırken ve cihaz kullanma ihtiyaçlarıyla ilgilenirken birçok ek faktör göz önünde bulundurulmalıdır. Çocuğun yaşı, cihaz seçiminde, boyut ve stil tercihinde en önemli faktördür (Green, 1999). Çok ileri derecede işitme kayıplı bir bebeğin kulakları veya kulak kepçeleri onun için gerekli olan eşiklere ulaşmasını sağlayan fakat büyük boyutlu bir cihazı taşımak için yeterli olmayabilir. Meraklı bir okul öncesi çocuğu, kulak arkası bir cihazı çıkarabilir, parçalarına ayırıp parçaları kaybedebilir; bu yüzden çocuk cihazının önemini farkına varana kadar vücutta taşınan bir cihaz kullanması daha uygun olacaktır. Bir okul çağı çocuğu, okuldaki diğer çocukların tepkilerinden çekindiğinden daha az görünür, daha küçük boyutlu bir cihaz kullanmayı tercih edecektir.

Tabi ki çocuğun duygusal motivasyonundan daha önce çocuğun odyolojik gereksinimlerince cihazın çocuğu yararı gelir (Dempsey, 1994). Ross (1994)’un düşüncesine göre infantlara cihaz taktırmak çok zor değildir çünkü tüm çocuklar bir yetişkinin kontrolü altındadır. Ve çocukların psikolojik ihtiyaçları yetişkinlerinki kadar önemlidir.

Madell (1990)’e göre eğer çocuğa verilecek olan cihazlar arasından seçim yapılacaksa ve iki cihaz arasında fazla bir fark yoksa (sağlayacağı yarar ve boyut açısından), çocuğun yaşı da yeterince büyükse seçim ona bırakılmalıdır. Gelişen ve değişen teknoloji benzer tip kayıplar için birçok farklı cihaz seçeneği sunmaktadır.

Çocuğun yaşı büyüdükçe cihazla ilgili algısı değişebilir. Ergenlik dönemine geldiklerinde çocuklar dış görünüşlerine daha çok dikkat etmeye başlarlar ve akranlarının düşünceleri ön plana çıkar. Hogson (1994), çocuğun sorunlarını dinlemenin ve cihazın dış görünüş açısından mümkün olduğunca az görünen bir model olmasına dikkat edilmesi gerektiğini vurgulamıştır.

Akranların düşünceleri, görüşleri, çocuğun akranlarıyla olan ilişkisi bu dönemde çocuğun hayatında büyük rol oynar. Amerika’da Dengerink ve Porter tarafından yapılan bir çalışmada, göze daha çok batan bir cihaz takan çocukların akranlarına karşı olumsuz davranış sergiledikleri, daha fazla görünür ve göze batan cihaz takan çocuklarda bu olumsuz tavırların daha fazla olduğunu gözlemlemişlerdir.

Dış görünüşünden utanç duyan çocuk, etrafındakilere negatif reaksiyon gösterir. Bu reaksiyonu en aza indirmek, çocuğun işitme engelinden utanmamasını ve engeliyle yaşamasını öğrenmesini sağlamakla olabilir. Bu yüzden Silverman ve Klees kullanılabilecek en küçük cihazı kullanmayı önermişlerdir. Fakat daha sonra yine Silverman ve Largin (1993)’in yaptığı bir çalışma, çocuğun negatif reaksiyonunu sadece cihazın boyutuyla değil, arkadaşlarının bakış açısıyla da orantılı olduğunu göstermiştir. Bunun sebebi belki de geçen yılların ve özel eğitime ihtiyaç duyan çocukların kaynaştırma eğitiminin normal çocuklara engelli arkadaşlarını daha kolay kabullenip daha toleranslı olmayı öğretmesi olabilir.